• BİLGİ Bankası

    Fen ve Sosyal Bilimler Hakkında Herşey

  • 2014 Gök Olayları Lİstesİ

  • Tarİf Defterİ

  • 2014 Otomobİl

  • Güncel Yayınlar

    Öncelikle bu programın ne olduğundan bahsedelim Stellarium, 3 boyutlu ve gerçek zamanlı bir gökyüzü fotoğraflama programıdır. Bu program ile bilgisayarınızda ne görüyorsanız çıplak gözle yada teleskop ile aynı gök cisimlerini görebilirsiniz. Bir yerde gerçek zamanlı gök haritası diyebiliriz. Bu uygulama hem telefonunuza hem de PC'nize uyumlu versiyonlara sahiptir. Astronomiye, kozmolojiye meraklı herkesin sahip olması gereken bir program. Programı indirdikten sonra kurulumu, kullanımı son derece basittir. Meraklı arkadaşlar zaten hızlı bir şekilde kurcalayarak her şeyi çözecektir. Program kullandıktan sonra görüşlerinizi yorum yaparak bildirebilirseniz daha çok arkadaşımız program hakkında pratik bilgiler edinebilir. Download linkleri yazımızın sonundadır. İyi günler dileriz.
    Stellarium
    PC'ler için gerekli download linkleri;
    Stellarium programı Windows 32 Bit için [buraya]
    Stellarium programı Windows 64 Bit için [buraya]
    Stellarium programı Mac OS X 64 bit için [buraya]
    Mobil cihazlar için gerekli download linkleri ise;
    Stellarium programı Android için [buraya]
    Stellarium programı IOS için [buraya]

    Download Stellarium (Mobil ve Pc için Full Download Linkleri)

    Öncelikle bu programın ne olduğundan bahsedelim Stellarium, 3 boyutlu ve gerçek zamanlı bir gökyüzü fotoğraflama programıdır. Bu program ile bilgisayarınızda ne görüyorsanız çıplak gözle yada teleskop ile aynı gök cisimlerini görebilirsiniz. Bir yerde gerçek zamanlı gök haritası diyebiliriz. Bu uygulama hem telefonunuza hem de PC'nize uyumlu versiyonlara sahiptir. Astronomiye, kozmolojiye meraklı herkesin sahip olması gereken bir program. Programı indirdikten sonra kurulumu, kullanımı son derece basittir. Meraklı arkadaşlar zaten hızlı bir şekilde kurcalayarak her şeyi çözecektir. Program kullandıktan sonra görüşlerinizi yorum yaparak bildirebilirseniz daha çok arkadaşımız program hakkında pratik bilgiler edinebilir. Download linkleri yazımızın sonundadır. İyi günler dileriz.
    Stellarium
    PC'ler için gerekli download linkleri;
    Stellarium programı Windows 32 Bit için [buraya]
    Stellarium programı Windows 64 Bit için [buraya]
    Stellarium programı Mac OS X 64 bit için [buraya]
    Mobil cihazlar için gerekli download linkleri ise;
    Stellarium programı Android için [buraya]
    Stellarium programı IOS için [buraya]

    Su türbinleri enerji için devasa bir adım olmuştur. İnsanoğlunun doğaya hükmetme arzusunun bir ürünü olan su türbinleri asırlarca insanlara hayatlarını kolaylaştırabilecekleri enerjiyi sağlamıştır. Günümüzde bu teknik evrimleşmiş olarak hala devam etmektedir. Hidroelektrik santrallerinde devam eden bu yöntem ile insanlık karanlıktan kurtulmuş, pek çok keşfinde bu sistemin sağladığı enerjiye ihtiyaç duymuştur. Doğanın bünyesinde barındırdığı muazzam potansiyel enerjinin kinetik enerjiye dönüşmesini sağlayan bu sistemin kimileri tarafından anlaşılması zor gibi görünse de aslında çok basittir. Peki potansiyel enerji kinetik enerjiye nasıl dönüşür? Kimi öğrencilerimize zor görünmesinin sebebi eğitim kurumlarımızın kalitesinin getirdiğini söylememiz yanlış olmaz. Bir kere su türbinini eline alıp inceleyemeyen öğrenci fen bilgisi dersinde hocasının elinde gördüğü sözde deney denilen yalanla ne kadar öğrenebilirse o kadar öğrenecektir elbette yada bir kere olsun su türbini yapmamış bir öğrenci ne kadar öğrenecekse o kadar öğrenebilecektir. Fen bilgisi kitaplarımızın komik içerikleri ile fen bilimleri öğrenmekte bir o kadar zordur. Her neyse bu konulara girince kendimi çok kolay kaybediyorum. Gelelim su türbininin çalışma prensibine ve günümüzde hidroelektrik santrallerine nasıl evrildiğine.
    Alet: Su türbini
    Mucit: Claude Bourdin
    Tarih: 1824
    Kategori: Mekanik
    Su türbini, ilk olarak 1824 yılına Fransız maden mühendisi olan Claude Bourdin tarafından gerçekleştirilmiştir. Bir su değirmenine benzeyen bu aygıt, suyun hareketi ile dönen bir çark düzeninin yardımıyla bir dönme enerjisi yaratır. Fourneyron, geliş suyunu çarkın kanatlarına teğet olarak gönderme suretiyle türbini büyük bir çapta geliştirmiştir. Su türbinleri, alternatörlerle birleşerek, suyun kinetik enerjisini, elektrik enerjisine dönüştürürler. Peki hidroelektrik santralleri nerelere kurulabilir? Hidroelektrik santrallerinin kurulması için bölgenin belirli temel şartlara (potansiyel enerji miktarı, yer yüzü şekilleri vs.) uygun olması aranır. Bu şartların varolduğu bölgelerde santraller kurulmaktadır. Tabi bu santraller kurulduktan sonra doğaya vereceği zararı minimize etmek için belirli çalışmaların yapılması zorunludur (Örnek: baraj kenarlarının hemen ağaçlandırılması) Bu gibi uygulamalarla insanlığa hizmetin yanında kendisi ile barışık yaşamak zorunda olduğumuz doğaya da vereceğimiz zararı en aza indirebiliriz. Yapı bakımından su türbinine çok benzerlik gösteren buhar türbinleri ve gaz türbinleri, basınçlı buhar ya da gazla çalışırlar.

    Su Türbini ve Hidroelektrik Santralleri Nasıl Kurulur?

    Su türbinleri enerji için devasa bir adım olmuştur. İnsanoğlunun doğaya hükmetme arzusunun bir ürünü olan su türbinleri asırlarca insanlara hayatlarını kolaylaştırabilecekleri enerjiyi sağlamıştır. Günümüzde bu teknik evrimleşmiş olarak hala devam etmektedir. Hidroelektrik santrallerinde devam eden bu yöntem ile insanlık karanlıktan kurtulmuş, pek çok keşfinde bu sistemin sağladığı enerjiye ihtiyaç duymuştur. Doğanın bünyesinde barındırdığı muazzam potansiyel enerjinin kinetik enerjiye dönüşmesini sağlayan bu sistemin kimileri tarafından anlaşılması zor gibi görünse de aslında çok basittir. Peki potansiyel enerji kinetik enerjiye nasıl dönüşür? Kimi öğrencilerimize zor görünmesinin sebebi eğitim kurumlarımızın kalitesinin getirdiğini söylememiz yanlış olmaz. Bir kere su türbinini eline alıp inceleyemeyen öğrenci fen bilgisi dersinde hocasının elinde gördüğü sözde deney denilen yalanla ne kadar öğrenebilirse o kadar öğrenecektir elbette yada bir kere olsun su türbini yapmamış bir öğrenci ne kadar öğrenecekse o kadar öğrenebilecektir. Fen bilgisi kitaplarımızın komik içerikleri ile fen bilimleri öğrenmekte bir o kadar zordur. Her neyse bu konulara girince kendimi çok kolay kaybediyorum. Gelelim su türbininin çalışma prensibine ve günümüzde hidroelektrik santrallerine nasıl evrildiğine.
    Alet: Su türbini
    Mucit: Claude Bourdin
    Tarih: 1824
    Kategori: Mekanik
    Su türbini, ilk olarak 1824 yılına Fransız maden mühendisi olan Claude Bourdin tarafından gerçekleştirilmiştir. Bir su değirmenine benzeyen bu aygıt, suyun hareketi ile dönen bir çark düzeninin yardımıyla bir dönme enerjisi yaratır. Fourneyron, geliş suyunu çarkın kanatlarına teğet olarak gönderme suretiyle türbini büyük bir çapta geliştirmiştir. Su türbinleri, alternatörlerle birleşerek, suyun kinetik enerjisini, elektrik enerjisine dönüştürürler. Peki hidroelektrik santralleri nerelere kurulabilir? Hidroelektrik santrallerinin kurulması için bölgenin belirli temel şartlara (potansiyel enerji miktarı, yer yüzü şekilleri vs.) uygun olması aranır. Bu şartların varolduğu bölgelerde santraller kurulmaktadır. Tabi bu santraller kurulduktan sonra doğaya vereceği zararı minimize etmek için belirli çalışmaların yapılması zorunludur (Örnek: baraj kenarlarının hemen ağaçlandırılması) Bu gibi uygulamalarla insanlığa hizmetin yanında kendisi ile barışık yaşamak zorunda olduğumuz doğaya da vereceğimiz zararı en aza indirebiliriz. Yapı bakımından su türbinine çok benzerlik gösteren buhar türbinleri ve gaz türbinleri, basınçlı buhar ya da gazla çalışırlar.

    Hakkında pek çok mitin bulunduğu, biraz da mistik bir durum olduğu için insanların, hakkında pek çok şey uydurduğu yerlerin başında gelir mezarlıklar. Stephen King'in ünlü Pet Sematary romanında da olduğu gibi bu yerler biraz fazla abartılmıştır. Aslına bakarsanız mezarlıklar tarım için son derece uygun alanlardır çünkü aşırı verimlidirler. Mezarlıklarda yaşananlar basit biyo-kimyasal olaylardan başka bir şey değildir. Onlarca peri masalı, korku hikayeleri dinsel temalarında etkisiyle günümüzde mezarlıklar korkunç yerler olarak hafızalarımızda yer edinmiştir. Oysa hiç korkunç olmayan son derece normal yerlerdir. Bastığımız herhangi bir topraktan farkı altındaki çürümüş bedenlerin daha yeni olmasıdır yada unutulmamış. Mezarlıklar hakkında en yaygın bilinen mitlerden birisi geceleri mezarlıkların ruhlar yüzünden parladığıdır. Mezarların neden sisli olduğunu başka bir yazımızda ele alacağız. Bu yazımızda sizler için bu durumun sebeplerini bir kaç enterasan kitaplardan araştırdık ve sizlere ulaştırıyoruz. Mezarların neden sisli olduğunu başka bir yazımızda ele alacağız.
    Kategori: Tarih
    Soru: Geceleri mezarlıktan gelen ışıklar nedir?
    Mezarlıklarda ve hayvani maddelerin ayrıştığı her yerde, ani olarak parlayan fosforlu bileşikler oluşur. Bu fosforlu bileşikler, havaya yayıldıklarında yanarak hızlıca parlar ve sönerler, sanki doğaüstü  bir olay meydana geliyormuş hissi verebilir. İnsanlar uzun yıllar boyunca, bilim bu konuyu açıklığa kavuşturana kadar bu alevlere farklı anlamlar yüklemişlerdir. Zamanla bilim galip gelerek bütün mitleri yok etmiştir. Peki bu fosforlu bileşikler neden çıkar? Ölen insanların gömülmesiyle tabiatın döngülerinden biri olan ayrıştırılma olayı meydana gelir. Bu olayı besin zincirinin en alt tabakasında bulunan ayrıştırıcılar gerçekleştirmektedir. Ölen insan bedenlerini yapı taşlarına ayrılırlarken ortaya yanan fosforlu bileşikler çıkar bu bileşiklerin yanması da bahsettiğimiz gibi geceleri mezarlıkların parlamasına sebep olur.

    Mezarlıklar Geceleri Neden Parlar?

    Hakkında pek çok mitin bulunduğu, biraz da mistik bir durum olduğu için insanların, hakkında pek çok şey uydurduğu yerlerin başında gelir mezarlıklar. Stephen King'in ünlü Pet Sematary romanında da olduğu gibi bu yerler biraz fazla abartılmıştır. Aslına bakarsanız mezarlıklar tarım için son derece uygun alanlardır çünkü aşırı verimlidirler. Mezarlıklarda yaşananlar basit biyo-kimyasal olaylardan başka bir şey değildir. Onlarca peri masalı, korku hikayeleri dinsel temalarında etkisiyle günümüzde mezarlıklar korkunç yerler olarak hafızalarımızda yer edinmiştir. Oysa hiç korkunç olmayan son derece normal yerlerdir. Bastığımız herhangi bir topraktan farkı altındaki çürümüş bedenlerin daha yeni olmasıdır yada unutulmamış. Mezarlıklar hakkında en yaygın bilinen mitlerden birisi geceleri mezarlıkların ruhlar yüzünden parladığıdır. Mezarların neden sisli olduğunu başka bir yazımızda ele alacağız. Bu yazımızda sizler için bu durumun sebeplerini bir kaç enterasan kitaplardan araştırdık ve sizlere ulaştırıyoruz. Mezarların neden sisli olduğunu başka bir yazımızda ele alacağız.
    Kategori: Tarih
    Soru: Geceleri mezarlıktan gelen ışıklar nedir?
    Mezarlıklarda ve hayvani maddelerin ayrıştığı her yerde, ani olarak parlayan fosforlu bileşikler oluşur. Bu fosforlu bileşikler, havaya yayıldıklarında yanarak hızlıca parlar ve sönerler, sanki doğaüstü  bir olay meydana geliyormuş hissi verebilir. İnsanlar uzun yıllar boyunca, bilim bu konuyu açıklığa kavuşturana kadar bu alevlere farklı anlamlar yüklemişlerdir. Zamanla bilim galip gelerek bütün mitleri yok etmiştir. Peki bu fosforlu bileşikler neden çıkar? Ölen insanların gömülmesiyle tabiatın döngülerinden biri olan ayrıştırılma olayı meydana gelir. Bu olayı besin zincirinin en alt tabakasında bulunan ayrıştırıcılar gerçekleştirmektedir. Ölen insan bedenlerini yapı taşlarına ayrılırlarken ortaya yanan fosforlu bileşikler çıkar bu bileşiklerin yanması da bahsettiğimiz gibi geceleri mezarlıkların parlamasına sebep olur.

    Avrupa'da coğrafi keşifler, Rönesans ve sonrasında Sanayi devriminin etkisiyle ucu bucağı belirsiz icat çağı da başlamış oldu. Aslına bakarsanız tabi ki bu çağ çok daha önce başladı da denilebilir fakat sanayi devrimi ile insan gücünün önemi yitirmesi icatlarda çığır açtı. Ülkeler ve markalar birbirleri ile bitmek bilmez bir yarışın içine girdi. Bu yarışın sonunda Dünya'da değişmeyen tek şey geri kalanların açık pazar olmasıydı. Her neyse konumuzu daha fazla dağıtmadan size bu yarışın içinde dizel motorların tarihçesini ve gelişimini anlatacağız. "İlk dizel motoru kim buldu? Dizel motoru kaç yılında icat edildi? Dizel motorları nasıl çalışmaktadır?"gibi soruların cevaplarını irdeleyeceğiz.Dizel motorlar hakkında araştırma yapmak isteyen, ödev konusu olan arkadaşlarımız paylaştığımız ansiklopedik bilgileri gönül rahatlığı ile kullanabilirler.

    Alet: Dizel Motorlar
    Mucit: Rudolf Diesel
    Tarih: 1892
    Kategori: Mekanik

    Diesel Motoru, içten yanmalı bir motor tipidir. Daha özel bir tanımla, diesel motor oksijen içeren bir gazın (genellikle bu atmosferik havadır) sıkıştırılarak yüksek basınç ve sıcaklığa ulaşması ve silindir içine püskürtülen yakıtın bu sayede alev alması ve patlaması prensibi ile çalışan bir motordur. Bu yüzden benzinli motorlardan farklı olarak ateşleme için bujiye ve yakıt oksijen karışımını oluşturmak için karbüratöre ihtiyaç yoktur.
    1892'de Alman Mühendis Rudolf Diesel tarafından bulunmuş ve daha sonra 23 Şubat 1893'te patenti alınmış bu süreç diesel çevrimi olarak bilinir. Motorun mucidi, geniş kömür yataklarına sahip olan Almanya'nın petrole bağımlılığını azaltmak için kömürle çalışan bir motor yapmayı hedeflemiştir. Ancak kömür tozunun yanmasından dolayı ortaya çıkan kül büyük sorunlar doğurmuş, daha sonraları ise motorda farklı yakıtların kullanılması tasarlanmıştır. Nitekim Rudolf Diesel, motorun sunumunu 1900’deki Dünya Fuarı'nda, yakıt olarak yer fıstığı yağı (Biodizel) kullanarak yapmıştır
    Dizel Motorların Çalışma Prensipleri:
    Gaz sıkıştırıldığında, sıcaklığı yükselir, diesel motorunda, gazın bu özelliğinden dolayı yakıt,kendiliğinden ateşlenir. Hava, dizel motorunun silindiri içine çekilir ve bir piston tarafından, kıvılcım ateşlemeli (benzinli) motorlardakinden çok daha yüksek (25 katı bulabilir) bir oranda sıkıştırılır. Hava sıcaklığı 500-700 °C'a ulaşır. Piston hareketinin en tepe noktasında, dizel yakıt yüksek basınçla atomizer memeden geçerek yanma odasının içine püskürtülür, burada sıcak ve yüksek basınçlı hava ile karışır. Bu karışım hızla tutuşur ve yanar. Hızlı sıcaklık artışı ile yanma odası içindeki gaz genleşir, artan basınç, pistonu aşağı doğru hareket ettirir. Biyel (piston) kolu vasıtasıyla oluşan bu itme krank miline iletilip,krank milinden de dönme momenti elde edilir.

    Motorun süpürmesinde, egzoz gazını silindirin dışına atma ve taze hava çekme işlemi, kapakçıklar (valf) veya giriş ve çıkış kanalları aracılığıyla yapılır. Diesel motorun kapasitesinin tam olarak kullanılabimesi için içeriye alınan havayı sıkıştırabilecek turboşarjer kullanılması gerekir; turboşarjer ile havanın sıkıştırılmasından sonra bir ara soğutucu ile içeri alınan havanın soğutulması ayrıca verimi arttırılır.

    Çok soğuk havalarda, dizel yakıt koyulaşır, viskozitesi artar, balmumu kristalleri oluşur veya jel haline dönüşür. Yakıt enjektörü, yakıtı silindirin içine etkili bir şekilde itemez ve bu yüzden soğuk havalarda motorun çalıştırılmasını zorlaştırabilir. Dizel teknolojisinde bu zorluğu yenmek için çeşitli önlemler geliştirilmiştir. Sıkça kullanılan bir uygulama, yakıt hattı ve yakıt filtresini elektrikle ısıtmaktır. Bazı motorlarda silindir içinde bulunan kızdırma bujileri denen küçük elektrikli ısıtıcılar, çalıştırmak için silindirleri önceden ısıtırlar. Az sayıda motorda kullanılan başka bir teknolojide ise, manifold içindeki rezistans telli ısıtıcılar, motor çalışma sıcaklığına gelinceye dek giriş havasını ısıtır. Soğuk havalarda, motor uzun süreli (1 saatten daha fazla) kapatıldığında kullanılan ve şehir cereyanı ile çalışan motor blok ısıtıcıları, aşınma ve çalıştırma zamanını azaltmak için sıklıkla kullanılır.

    Eski dizel motor sisteminin en önemli parçası hız kontrol ünitesidir; bu ünite yakıtın gelme hızını kontrol ederek motorun hızını sınırlar. Benzin motorlarından farklı olarak dizel motorlarında hava emme sübabı yoktur(burada kastedilen benzinli motorlardaki karbüratörün içindeki kapış diyaframı ve hava emiş kelebeğidir), bu yüzden hız kontrol ünitesi olmazsa motor fazla hızlanır. Eski tip hız kontrol üniteleri motordan bir vites sistemi ile yönlendirilir ve böylece sadece motor hızıyla doğru ilişkili olarak yakıt sağlanırdı.

    Modern elektronik kontrollü dizel motorları benzin motorlarındakine benzer bir kontrol mekanizmasını (ECM) Elektronik Kontrol Modülü veya Elektronik Kontrol Ünitesi (ECU)yoluyla uygularlar. Motor "bilgisayarı" ECM/ECU içinde motorun çalışmasıyla ilgili algoritmalar ve kalibrasyon tabloları kaydedilmiştir. ECM/ECU bir sensörden motor hızına dair sinyal alınca gereken bilgi işlemlerini yapar, elektronik ve hidrolik valfler aracılığıyla yakıt miktarını ve yanma zamanlamasını kontrol ederek motor hızını sabit tutar.

    Yakıtın pistonların içine enjeksiyonunun başlama zamanının kontrolu, emisyonların azaltılması ve motor veriminin (yakıt ekonomisi) artırılması için en önemli unsurdur. Silindir içine yakıt enjeksiyonu başlama zamanlaması, günümüz modern motorlarında elektronik olarak kontrol edilmektedir. Zamanlama, genellikle üst ölü noktanın (TDC/Top Dead Center)önündeki pistonun krank ünitesi açısı ile ölçülür. Örneğin, piston üst ölü noktadan 10 derece önde olduğu zaman eğer ECM/ECU yakıt enjeksiyonuna başlarsa, enjeksiyon başlama veya zamanlama 10 derece öndedir denir. Optimal zamanlama, motorun hızı ve yükü kadar tasarımına da bağlıdır.
    Enjeksiyon tipleri:
    Dizel motorlarda yakıt enjeksiyonu, endirekt ve direkt olarak iki tiptir. Endirekt enjeksiyonda yakıt, dizel motorda yanma odası dışında, ön oda olarak adlandırılan yere verilir. Yanma başladığında yanma odasının içine yayılır. Bu tipte motordaki aşırı gürültü ve titreşim düşürülür, fakat ısı kaybı artar ve motor verimi düşük olur. Direkt enjeksiyon ise modern dizel motorlarda kullanılır. Burada motordaki yanma odasına yakıt doğrudan püskürtülür.
    Emisyon Kontrolü:
    Dizel motorlarının en büyük sorunlarından biri, yanma veriminin düşük olmasıdır. Bir başka deyişle; yanma odasına giren yakıt homojenize bir şekilde yanmaz. Bunun sonucunda ortama çok fazla sera etkisi yapacak gazlar verilir. Bunun kontrolü son yıllarda Dizel motoru üreticilerinin en büyük sorunlarından birisi haline gelmiştir. Avrupa Birliğinin almış olduğu karara göre Kasım 2008'de Euro V standartları Avrupa'da devreye girmiştir.

    Emisyon değerlerini düşürmek için ise araştırmalar hâlâ devam etmekte. NADI konsepti diye tabir edilen bir uygulama ile emisyon değerleri düşürülürken performans artışı da kayda değer bir şekilde artmaktadır. Bu uygulama ile enjeksiyon açıları düşürülerek küresel ısınmaya etkisi olacak gazların oluşumu bir nebze olsun azaltılmaktadır

    Geçmişten Günümüze Dizel Motorlar Nasıl Çalışır?

    Avrupa'da coğrafi keşifler, Rönesans ve sonrasında Sanayi devriminin etkisiyle ucu bucağı belirsiz icat çağı da başlamış oldu. Aslına bakarsanız tabi ki bu çağ çok daha önce başladı da denilebilir fakat sanayi devrimi ile insan gücünün önemi yitirmesi icatlarda çığır açtı. Ülkeler ve markalar birbirleri ile bitmek bilmez bir yarışın içine girdi. Bu yarışın sonunda Dünya'da değişmeyen tek şey geri kalanların açık pazar olmasıydı. Her neyse konumuzu daha fazla dağıtmadan size bu yarışın içinde dizel motorların tarihçesini ve gelişimini anlatacağız. "İlk dizel motoru kim buldu? Dizel motoru kaç yılında icat edildi? Dizel motorları nasıl çalışmaktadır?"gibi soruların cevaplarını irdeleyeceğiz.Dizel motorlar hakkında araştırma yapmak isteyen, ödev konusu olan arkadaşlarımız paylaştığımız ansiklopedik bilgileri gönül rahatlığı ile kullanabilirler.

    Alet: Dizel Motorlar
    Mucit: Rudolf Diesel
    Tarih: 1892
    Kategori: Mekanik

    Diesel Motoru, içten yanmalı bir motor tipidir. Daha özel bir tanımla, diesel motor oksijen içeren bir gazın (genellikle bu atmosferik havadır) sıkıştırılarak yüksek basınç ve sıcaklığa ulaşması ve silindir içine püskürtülen yakıtın bu sayede alev alması ve patlaması prensibi ile çalışan bir motordur. Bu yüzden benzinli motorlardan farklı olarak ateşleme için bujiye ve yakıt oksijen karışımını oluşturmak için karbüratöre ihtiyaç yoktur.
    1892'de Alman Mühendis Rudolf Diesel tarafından bulunmuş ve daha sonra 23 Şubat 1893'te patenti alınmış bu süreç diesel çevrimi olarak bilinir. Motorun mucidi, geniş kömür yataklarına sahip olan Almanya'nın petrole bağımlılığını azaltmak için kömürle çalışan bir motor yapmayı hedeflemiştir. Ancak kömür tozunun yanmasından dolayı ortaya çıkan kül büyük sorunlar doğurmuş, daha sonraları ise motorda farklı yakıtların kullanılması tasarlanmıştır. Nitekim Rudolf Diesel, motorun sunumunu 1900’deki Dünya Fuarı'nda, yakıt olarak yer fıstığı yağı (Biodizel) kullanarak yapmıştır
    Dizel Motorların Çalışma Prensipleri:
    Gaz sıkıştırıldığında, sıcaklığı yükselir, diesel motorunda, gazın bu özelliğinden dolayı yakıt,kendiliğinden ateşlenir. Hava, dizel motorunun silindiri içine çekilir ve bir piston tarafından, kıvılcım ateşlemeli (benzinli) motorlardakinden çok daha yüksek (25 katı bulabilir) bir oranda sıkıştırılır. Hava sıcaklığı 500-700 °C'a ulaşır. Piston hareketinin en tepe noktasında, dizel yakıt yüksek basınçla atomizer memeden geçerek yanma odasının içine püskürtülür, burada sıcak ve yüksek basınçlı hava ile karışır. Bu karışım hızla tutuşur ve yanar. Hızlı sıcaklık artışı ile yanma odası içindeki gaz genleşir, artan basınç, pistonu aşağı doğru hareket ettirir. Biyel (piston) kolu vasıtasıyla oluşan bu itme krank miline iletilip,krank milinden de dönme momenti elde edilir.

    Motorun süpürmesinde, egzoz gazını silindirin dışına atma ve taze hava çekme işlemi, kapakçıklar (valf) veya giriş ve çıkış kanalları aracılığıyla yapılır. Diesel motorun kapasitesinin tam olarak kullanılabimesi için içeriye alınan havayı sıkıştırabilecek turboşarjer kullanılması gerekir; turboşarjer ile havanın sıkıştırılmasından sonra bir ara soğutucu ile içeri alınan havanın soğutulması ayrıca verimi arttırılır.

    Çok soğuk havalarda, dizel yakıt koyulaşır, viskozitesi artar, balmumu kristalleri oluşur veya jel haline dönüşür. Yakıt enjektörü, yakıtı silindirin içine etkili bir şekilde itemez ve bu yüzden soğuk havalarda motorun çalıştırılmasını zorlaştırabilir. Dizel teknolojisinde bu zorluğu yenmek için çeşitli önlemler geliştirilmiştir. Sıkça kullanılan bir uygulama, yakıt hattı ve yakıt filtresini elektrikle ısıtmaktır. Bazı motorlarda silindir içinde bulunan kızdırma bujileri denen küçük elektrikli ısıtıcılar, çalıştırmak için silindirleri önceden ısıtırlar. Az sayıda motorda kullanılan başka bir teknolojide ise, manifold içindeki rezistans telli ısıtıcılar, motor çalışma sıcaklığına gelinceye dek giriş havasını ısıtır. Soğuk havalarda, motor uzun süreli (1 saatten daha fazla) kapatıldığında kullanılan ve şehir cereyanı ile çalışan motor blok ısıtıcıları, aşınma ve çalıştırma zamanını azaltmak için sıklıkla kullanılır.

    Eski dizel motor sisteminin en önemli parçası hız kontrol ünitesidir; bu ünite yakıtın gelme hızını kontrol ederek motorun hızını sınırlar. Benzin motorlarından farklı olarak dizel motorlarında hava emme sübabı yoktur(burada kastedilen benzinli motorlardaki karbüratörün içindeki kapış diyaframı ve hava emiş kelebeğidir), bu yüzden hız kontrol ünitesi olmazsa motor fazla hızlanır. Eski tip hız kontrol üniteleri motordan bir vites sistemi ile yönlendirilir ve böylece sadece motor hızıyla doğru ilişkili olarak yakıt sağlanırdı.

    Modern elektronik kontrollü dizel motorları benzin motorlarındakine benzer bir kontrol mekanizmasını (ECM) Elektronik Kontrol Modülü veya Elektronik Kontrol Ünitesi (ECU)yoluyla uygularlar. Motor "bilgisayarı" ECM/ECU içinde motorun çalışmasıyla ilgili algoritmalar ve kalibrasyon tabloları kaydedilmiştir. ECM/ECU bir sensörden motor hızına dair sinyal alınca gereken bilgi işlemlerini yapar, elektronik ve hidrolik valfler aracılığıyla yakıt miktarını ve yanma zamanlamasını kontrol ederek motor hızını sabit tutar.

    Yakıtın pistonların içine enjeksiyonunun başlama zamanının kontrolu, emisyonların azaltılması ve motor veriminin (yakıt ekonomisi) artırılması için en önemli unsurdur. Silindir içine yakıt enjeksiyonu başlama zamanlaması, günümüz modern motorlarında elektronik olarak kontrol edilmektedir. Zamanlama, genellikle üst ölü noktanın (TDC/Top Dead Center)önündeki pistonun krank ünitesi açısı ile ölçülür. Örneğin, piston üst ölü noktadan 10 derece önde olduğu zaman eğer ECM/ECU yakıt enjeksiyonuna başlarsa, enjeksiyon başlama veya zamanlama 10 derece öndedir denir. Optimal zamanlama, motorun hızı ve yükü kadar tasarımına da bağlıdır.
    Enjeksiyon tipleri:
    Dizel motorlarda yakıt enjeksiyonu, endirekt ve direkt olarak iki tiptir. Endirekt enjeksiyonda yakıt, dizel motorda yanma odası dışında, ön oda olarak adlandırılan yere verilir. Yanma başladığında yanma odasının içine yayılır. Bu tipte motordaki aşırı gürültü ve titreşim düşürülür, fakat ısı kaybı artar ve motor verimi düşük olur. Direkt enjeksiyon ise modern dizel motorlarda kullanılır. Burada motordaki yanma odasına yakıt doğrudan püskürtülür.
    Emisyon Kontrolü:
    Dizel motorlarının en büyük sorunlarından biri, yanma veriminin düşük olmasıdır. Bir başka deyişle; yanma odasına giren yakıt homojenize bir şekilde yanmaz. Bunun sonucunda ortama çok fazla sera etkisi yapacak gazlar verilir. Bunun kontrolü son yıllarda Dizel motoru üreticilerinin en büyük sorunlarından birisi haline gelmiştir. Avrupa Birliğinin almış olduğu karara göre Kasım 2008'de Euro V standartları Avrupa'da devreye girmiştir.

    Emisyon değerlerini düşürmek için ise araştırmalar hâlâ devam etmekte. NADI konsepti diye tabir edilen bir uygulama ile emisyon değerleri düşürülürken performans artışı da kayda değer bir şekilde artmaktadır. Bu uygulama ile enjeksiyon açıları düşürülerek küresel ısınmaya etkisi olacak gazların oluşumu bir nebze olsun azaltılmaktadır

    2014 yılına girilmesiyle tüm zamları da bizleri her sene olduğu gibi karşılıyor. Şu an için tüp fiyatlarını sizler için liste haline getirdik. Evimizin en temel ihtiyacı olan tüpler 2002 öncesine kadar alım gücümüzü bu kadar zorlamıyordu. Gelişen ülkemizin bir artısı olsa gerek diye düşünüyoruz. Tabi oturduğunu bölge için biraz değişiklik gösterebilir bazen kampanya yapıyorlar. Genel olarak bu fiyatları baz alabilirsiniz. Doğal gaz kullanımı tüp kulanımından daha mı ucuzdur? Tabiki daha ucuz fakat yinede siz yarı yarıya gibi bir fiyat düşünmeyin. Malum doğal gaza da kendisinden fazla vergi ödüyoruz sonuçta.
     Peki 2014'de güncel tüp fiyatları ne kadar?
    2 Kg Piknik Tüpü14.5 TL
    12 Kg Mutfak Tüpü75.5 TL
    24 Kg Sanayi Tüpü165.5 TL
    45 Kg Sanayi Tüpü303.5 TL
    Propan5.7 TL
    LPGMix5.2 TL
    Bütan5.84 TL


    2014 Mutfak, Piknik ve Sanayi Tüp Fiyatları

    2014 yılına girilmesiyle tüm zamları da bizleri her sene olduğu gibi karşılıyor. Şu an için tüp fiyatlarını sizler için liste haline getirdik. Evimizin en temel ihtiyacı olan tüpler 2002 öncesine kadar alım gücümüzü bu kadar zorlamıyordu. Gelişen ülkemizin bir artısı olsa gerek diye düşünüyoruz. Tabi oturduğunu bölge için biraz değişiklik gösterebilir bazen kampanya yapıyorlar. Genel olarak bu fiyatları baz alabilirsiniz. Doğal gaz kullanımı tüp kulanımından daha mı ucuzdur? Tabiki daha ucuz fakat yinede siz yarı yarıya gibi bir fiyat düşünmeyin. Malum doğal gaza da kendisinden fazla vergi ödüyoruz sonuçta.
     Peki 2014'de güncel tüp fiyatları ne kadar?
    2 Kg Piknik Tüpü14.5 TL
    12 Kg Mutfak Tüpü75.5 TL
    24 Kg Sanayi Tüpü165.5 TL
    45 Kg Sanayi Tüpü303.5 TL
    Propan5.7 TL
    LPGMix5.2 TL
    Bütan5.84 TL


    En hızlısından en pahalısına kadar günümüzde binlerce çeşide sahip ulaşım aracı motosiklet özünde bisikletten evrimleşmiş bir araçtır. Fakat ilk motosiklet şimdikilerden son derece farklı bir tasarıma sahiptir. Teknolojiye paralel olarak elbette normal olan da budur. Özellikle petrolün daha çok hayatımıza girmesinden sonra motosiklet evrimi ivme kazanmıştır. Günümüzde birkaç yüz liraya bile motosiklet sahibi olabiliyorsunuz. Tabi bunun yanında el yapımı yüzbinlerce dolar değerinde sanat eserleri de bulunmaktadır. Kimileri için bu bir tutku haline gelmiş, zaman içerisinde motosiklet yarışlarını da icat ettik. Peki ilk motosiklet nasıl yapılmıştır? Yapıldığındaki ilk amaç nedir? Bu yazımızda sizler için bu konu hakkında ufak bir araştırma yaptık.
    Alet: Motosiklet
    Mucit: *
    Tarih: *
    Kategori: Mekanik
    Bisiklete, silindir sığası 50 santimetre-küpü geçmeyen, yardımcı bir patlamalı motor takılınca, motorlu-bisiklet olur. Silindir sığası 50 santimetreküpten faz­la olan ve 125 santimetreküpü de geç­meyen motosiklete hafif motosiklet adı verilir. Normal bir motosikletin silindir sığası ise, 125 santimetreküpün üstündedir. Bu güçteki motosiklet oldukça sağlam yapılmıştır. Araçta iki kişinin rahatça oturabileceği bir büyük semer ya da bir semerle bir arkalık vardır. Amortisör­lerle iki parçadan yapılmış, iç içe girebilen bir maşa, yaylanmayı sağlar. Fren düzeni kuvvetlidir. Benzin deposu se­merin önünde olup, havanın direncine az uğrayacak biçimde yapılmıştır. De­ponun altında ve kadronun ortasında motor bulunur. Motosiklet motorları ge­nellikle tek ya da iki silindirli olur. Uç veya dört silindirli olanları da vardır. Motorun çalışmasıyla meydana gelen güç, hareket enerjisi halinde, bir zincir vasıtasıyla arka tekerlek miline iletilir. Zincir, yağ dolu ve sızdırmaz bir kapa­lı kutu içinde saklıdır. Bu yağ kutusu, zinciri tozdan, kumdan koruduğu gibi, kaygan tutarak onun verimini artırır, ömrünü uzatır ve güvenli çalışmasını sağlar. Motora ilk hareketi veren marş motoru, sağ ayakla kullanılan marş pe-dalıyla çalıştırılır. Marşa basılınca, motorun miline bağlı olan pinyon dişlisi ile sektör dişlisi harekete geçerek mo­toru işletir. Motorun çalışmasıyla mey­dana gelen güç, vites kutusu aracılığıy­la arka tekerleğe iletilir. Motosiklette vites, ayak selektörüyle değiştirilir. Aynı iş, hafif motosikletler­de, sol gidon üzerinde bulunan döner tutamağı çevirmek suretiyle yapılır. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, İtal­ya'da yapılan Vespa ve Lambretta marka Sfcuter'ler, açık kadrolu, hava diren­cine pek kolay karşı koyabilecek biçim­de imâl edilmiş, son derece rahat, orta silindirli motosikletlerdi. Ancak bu araçlar, denge bakımından sakıncalıy­dılar. 1960'tan sonra çıkan motorlu-bisikletler ve hafif motosikletler, skuter'-lerin gözden düşmesine yol açtı.

    Motosiklet Nasıl Çalışır?

    En hızlısından en pahalısına kadar günümüzde binlerce çeşide sahip ulaşım aracı motosiklet özünde bisikletten evrimleşmiş bir araçtır. Fakat ilk motosiklet şimdikilerden son derece farklı bir tasarıma sahiptir. Teknolojiye paralel olarak elbette normal olan da budur. Özellikle petrolün daha çok hayatımıza girmesinden sonra motosiklet evrimi ivme kazanmıştır. Günümüzde birkaç yüz liraya bile motosiklet sahibi olabiliyorsunuz. Tabi bunun yanında el yapımı yüzbinlerce dolar değerinde sanat eserleri de bulunmaktadır. Kimileri için bu bir tutku haline gelmiş, zaman içerisinde motosiklet yarışlarını da icat ettik. Peki ilk motosiklet nasıl yapılmıştır? Yapıldığındaki ilk amaç nedir? Bu yazımızda sizler için bu konu hakkında ufak bir araştırma yaptık.
    Alet: Motosiklet
    Mucit: *
    Tarih: *
    Kategori: Mekanik
    Bisiklete, silindir sığası 50 santimetre-küpü geçmeyen, yardımcı bir patlamalı motor takılınca, motorlu-bisiklet olur. Silindir sığası 50 santimetreküpten faz­la olan ve 125 santimetreküpü de geç­meyen motosiklete hafif motosiklet adı verilir. Normal bir motosikletin silindir sığası ise, 125 santimetreküpün üstündedir. Bu güçteki motosiklet oldukça sağlam yapılmıştır. Araçta iki kişinin rahatça oturabileceği bir büyük semer ya da bir semerle bir arkalık vardır. Amortisör­lerle iki parçadan yapılmış, iç içe girebilen bir maşa, yaylanmayı sağlar. Fren düzeni kuvvetlidir. Benzin deposu se­merin önünde olup, havanın direncine az uğrayacak biçimde yapılmıştır. De­ponun altında ve kadronun ortasında motor bulunur. Motosiklet motorları ge­nellikle tek ya da iki silindirli olur. Uç veya dört silindirli olanları da vardır. Motorun çalışmasıyla meydana gelen güç, hareket enerjisi halinde, bir zincir vasıtasıyla arka tekerlek miline iletilir. Zincir, yağ dolu ve sızdırmaz bir kapa­lı kutu içinde saklıdır. Bu yağ kutusu, zinciri tozdan, kumdan koruduğu gibi, kaygan tutarak onun verimini artırır, ömrünü uzatır ve güvenli çalışmasını sağlar. Motora ilk hareketi veren marş motoru, sağ ayakla kullanılan marş pe-dalıyla çalıştırılır. Marşa basılınca, motorun miline bağlı olan pinyon dişlisi ile sektör dişlisi harekete geçerek mo­toru işletir. Motorun çalışmasıyla mey­dana gelen güç, vites kutusu aracılığıy­la arka tekerleğe iletilir. Motosiklette vites, ayak selektörüyle değiştirilir. Aynı iş, hafif motosikletler­de, sol gidon üzerinde bulunan döner tutamağı çevirmek suretiyle yapılır. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, İtal­ya'da yapılan Vespa ve Lambretta marka Sfcuter'ler, açık kadrolu, hava diren­cine pek kolay karşı koyabilecek biçim­de imâl edilmiş, son derece rahat, orta silindirli motosikletlerdi. Ancak bu araçlar, denge bakımından sakıncalıy­dılar. 1960'tan sonra çıkan motorlu-bisikletler ve hafif motosikletler, skuter'-lerin gözden düşmesine yol açtı.

    Son Yayınlar

    Blogger Template. Powered by Blogger.